İzmir Gazeteciler Cemiyeti, 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü kapsamında Özge Mumcu, Rahşan Anter, Abit Dursun ile Gazeteciler Çiğdem Toker, Hakkı Özdal ve Zafer Arapkirli’nin katılımıyla ‘Öldürülen Gazeteciler ve Öldürülmek İstenen Gazetecilik’ söyleşisi gerçekleştirdi.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Başkan
Yardımcısı Mehlika Gökmen, Genel Sekreter Reşat Yörük, Sayman Tolga Albay,
Yönetim Kurulu Üyeleri Esat Erçetingöz, Yılmaz Coşkun, Turgay Pasinligil, Erhan
Taşdemir’in ev sahipliğindeki söyleşide; kalemini satmayanların bedelini
canlarıyla ya da özgürlükleriyle ödediği vurgulanırken, hakikat mücadelesinin
asla bitmeyeceği mesajı verildi.
Aileler için
dayanışma ağı kurulmalı
Kalemini asla satmayanların ve bedenini hakikat uğruna siper
edenlerin mesleğin en büyük kıvancı olduğunu vurgulayan İzmir Gazeteciler
Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, “Hapsedilen ve yargılanan gazetecilerin aileleri
bu zorlu süreçte yalnız bırakılmamalı. Hem maddi hem de manevi bir dayanışma
ağının kurulması gerek. Bizler yaşamlarını feda eden gazetecileri meslektaşları
olarak asla unutmayacağız” dedi.
Meslektaşlarımızın
yolundan yürümeye devam edeceğiz
İGC Başkan Yardımcısı Mehlika Gökmen, bugüne kadar
katledilen 67 basın emekçisini saygı ve minnetle andıklarını vurgulayarak,
“Kaybettiğimiz meslektaşlarımız demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğünü
savundukları için sistemin hedefi haline geldiler. Bugün de ne yazık ki, mevcut
sistem gazetecilere yönelik baskı, yıldırma ve korkutma politikaları
sürdürüyor. Bizler hakikatin peşinde, meslektaşlarımızın yolundan yürümeye
devam edeceğiz. Cezaevlerindeki tutuklu meslektaşlarımız bir an evvel
özgürlüklerine, kalemlerine kavuşmalı” diye konuştu.
Gazetecilik iyilerin
yanında yer alma mesleği
Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen Gazeteci Zafer Arapkirli ise gazeteciliği iyilerle kötüler arasındaki tarihi savaşta iyilerin yanında yer alma mesleği olarak tanımladı. Demokrasiyi savunan toplumu aydınlatma misyonunun sistem tarafından her dönem hedef alındığına dikkat çeken Arapkirli, bu cezalandırma yönteminin geçmişte Uğur Mumcu, Turan Dursun ve Musa Anter örneklerinde olduğu gibi "can almak" şeklinde tezahür ettiğini; bugün ise gazetecilerin kalemlerini kırmak ve onları cezaevlerine göndermekle sürdüğünü belirtti.
Güçlü bir dayanışma
ve itiraz gerek
Musa Anter’in kızı Rahşan Anter de hem babasını kaybetmenin
derin acısını hem de bugünün tutuklu gazetecileri için duyduğu üzüntüyü dile
getirdi. Anter, “Günümüzde basın ve halkın üzerinde ağır bir korku iklimi var.
Tutuklu gazeteciler için siyasi partileri beklemeksizin sivil ve toplumsal bir
dayanışma ağının, güçlü bir halk itirazının örülmesi gerek” dedi.
Genç gazeteciler
mesleğin geleceği adına umut kaynağımız
Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu, babasının katledildiği 24
Ocak 1993 gününün o karanlık anlarını ve ardından başlayan, 33 yılı aşan adalet
arayışını anlattı. Cinayetin ardındaki asıl faillerin ve azmettiricilerin hala
karanlıkta bırakıldığını söyleyen Mumcu, “Tüm bu karamsar tabloya rağmen Uğur
Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nın düzenlediği kurslara gençlerin
gösterdiği yoğun ilgi, mesleğin geleceği adına en büyük umut kaynağımız” diye
konuştu.
Amaçları halkın haber
alma hakkını yok etmek
Turan Dursun’un oğlu Abit Dursun, henüz 6 yaşındayken
kapılarına dayanan tetikçiyle göz göze geldiği sarsıcı anıyı paylaşarak, siyasi
cinayetlerin aileler üzerinde ağır tahribatlar bıraktığını ifade etti.
Babasının yıllar süren tehditler ve sürgünlerin ardından sırtından vurularak
katledildiğini hatırlatan Dursun, “Gazeteci cinayetlerinin asıl amacı halkın
haber alma hakkını ve toplumla kurulan bağı yok etmek” dedi.
Okur ve izleyici
desteği hiç olmadığı kadar yaşamsal öneme sahip
Gazeteciliğin demokrasi mücadelesinin olmazsa olmaz bir
köprüsü olduğunu vurgulayan Çiğdem Toker, “Günümüzde okur ve izleyici desteği
hiç olmadığı kadar yaşamsal bir öneme sahip. Bu destek kökleşmezse sadece
gazetecilerden kahramanlık beklenirse olmaz. Gazeteciler olarak inançlarımız,
hakikat için ısrarımız çok kıymetli. Asla geri adım atmayız ama bu şekilde
devam ederse iyi gazeteciliğin ayakta kalabilmesi çok kolay değil” diye
konuştu.
Gazetecilik
aydınlanma faaliyeti olduğu için hedefte
Türkiye’de gazetecilere yönelik saldırıların çoğu zaman
yalnızca suç örgütlerinin değil, doğrudan ya da dolaylı biçimde devletle
ilişkili yapıların hedef göstermesiyle gerçekleştiğinin altını çizen Hakkı
Özdal, “Bu nedenle gazeteci cinayetlerinde ‘ne, ne zaman, nerede, nasıl’
sorularının yanıtı bilinse de asıl belirleyici olan ‘neden’ ve ‘kim’ soruları
sistematik biçimde karartılıyor. Bu açıdan cinayetler, toplumun
demokratikleşme, birlikte yaşama ve düşünsel özgürlük zeminini zayıflatmak için
işleniyor. Gazetecilik, aydınlanma faaliyeti olduğu için hedef haline geliyor”
ifadelerini kullandı.
İzmir Modern / Nurten ÖĞÜT

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder