20 Aralık 2025

Hikayesi Yarım Kalmış tüm kadınlara; Bitmeyen çile


Bitmeyen bir çilenin ortasında, hayata ve kendine dair her şeyi sorgulayan bir ruhun çırpınışlarını okuyacağınız bir kitap “Bitmeyen Çile”. Kitabı okurken belki kendinizi bulacak belki de ilk kez kendinize ayna tutacaksınız.

Yazar Gürfan Atbaşı; “Hayatımda yaşadığım ve sizlerle paylaşmak istediğim yaşanmışlıkları bu kitapta topladım. Anlatırken oysa yaşarken hiç bitmeyecek gibi gelen anlar ile hayatıma dair kesitleri sizler okurken umarım ruhunuza dokunabilirim” diyerek sözlerine başladı.


Yaşam öyküsünü kaleme aldığı Bitmeyen çile isimli ilk kitabının devamının geleceğini ikinci kitabı için hazırlıklara başladığını ifade eden Gürfan Atbaşı sözlerini şöyle sürdürdü;  

“Çok çile çektim çok yalnız kaldım. Yaşadıklarımı kime anlatsam senin hayatın roman gibi.. Neden yaşadıklarını bir kitapta anlatmıyorsun diyorlardı. Bunu ben de düşününce yazmaya karar verdim. 1 sene kadar yaşadıklarımı yazdım. 75 sayfalık bir kitapta tüm yaşadıklarımı anlatmak mümkün değildi. Bu hayatımın özeti olarak başlangıç olsun diye düşündüm. Yazamadığım çok şey var. Bunları ilave ederek yeni bir kitap daha düşünüyorum.


14 yaşında evlendim

26.05.1959 tarihinde beş çocuklu ailenin ikinci çocuğu olarak Afyonkarahisar’da dünyaya geldim. Yaşadıklarımın bir anı olarak kalması için yazdım. Herkesin hayatı bir roman gibidir ama benim yaşadıklarım çok başka. Okuyunca anlayacaksınız.

Hayat herkese farklı sunulmuş armağan denilse de bu aslında sadece bir sözden ibaret. Bazen bazı insanlara acılar daha fazla ve sanki dayanma gücünü son noktasına kadar kullanmaya zorlayabiliyor.

Erken yaşta babam ölünce annemi bir başkası kaçırınca kız kardeşlerimle ben evde yalnız kaldık. Erkek kardeşimiz Çocuk Esirgeme kurumuna verildi. 12-13 yaşlarında sokakta oyun oynaması gereken çağlarda ağır yüklerle uğraşmak zorunda kaldım. Çocuk yaşımda yaşadıklarımın ağırlığı altında ezilirken ağıtlar yakardım. Kara yazılı doğmuşum, çile içinde durmuşum, ağlayarak büyümüşüm kara yazılıyım dostlar. Kimse tutmadı elimden, halimi derdimi sormadı. Kader bana da gülmedi, kara yazılıyım dostlar. Köşe bucak süründürdü beni, deliye döndürdü beni, açmadan gülüm soldurdu. Kara yazılıyım dostlar, diyerek çocuk yaşta bu ağıtları söylerdim.


14 yaşında evlendiğimde kocam Hüseyin’in askerliğine 1 ay kalmıştı. Askere gidince bir başkasına gitmesin, evlenmekten vazgeçmesin diye bizi hemen evlendirdiler. Kocam Hüseyin çok iyi yürekli çıkmıştı. Senin çektiklerini unutturacağım derdi. Bu yüzden eşimi çok sevdim. Eşim askere gittiğinde hamile kalmışım. Çocuk olduğum için hamile kaldığımı bile çok geç anladım. İlk çocuğum doğduğunda bir kilo bile yoktu. Ona Fadime ismini verdik. Eşimin askerliği bitince köye döndü. 15 gün sonra bir hafta İzmir’de çalışacağım ev tutup ailemi buradan götüreceğim dedi. Fakat Hüseyin’in ailesi bunu kabul etmedi. Daha sonra Hüseyin anneannesine ve babasına beni İzmir’e göndermediniz. Bana araba alın deyince tarla satılıp araba alındı. İzmir’e bir müşteri götürüp dönerken trafik kazasında öldü. Eşim öldüğünde ikinci çocuğuma hamileydim. Ölüm haberini alınca ağıtlar yakmaya başladım. “Hüseyin’im ya beni de götür ya sen de gitme” diyerek.


Daha sonra Afyon’dan Manisa’ya taşındım ve pamuk tarlasında işe başladım. İlerleyen süreçte İzmir’e yerleşerek, restoranda aşçı olarak çalışmaya başladım. İnşaat malzemeleri alarak kendime apartman yaptırdım. İkinci eşim Haydar Bey ile evlendim. Torunum Ezgi ile ilk eşim Hüseyin için yazdığım türkünün belgeselini çektiler.

Ya beni de götür ya sen de gitme, türküsü anonim olarak kayıtlara geçmiş. Sözlerini TRT’ye gönderdiğim kayıt maalesef bulunamıyor. TRT’de sahibinin kim olduğu bilinmeyen/tespit edilemeyen eser olarak kayıt edilmiş. Sözlerinin bana ait olduğunu ispatlamak için mücadeleme devam ediyorum, diye konuştu.


İzmir Modern / Nurten ÖĞÜT

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder